Memleketimizde değeri anlaşılamamış ya da içindeki saklı nüveleri ortaya çıkartamamış, çıkartılamayan bi dolu insan vardır; onlardan birisi de Azer Bülbül’dü. Pek çok insan için dalga konusu yapılıp küçümsenen biriydi, gerek müziği gerek de bilmiş edayla zikredilen yaşamı gibi. Sonuçta arabesk müzik yapan, kalitesiz diye tanımlanan işler yapıyordu ve her özelliğiyle şehirli orta sınıf bireylerinin beğenilerine, steril algılarına hitap etmiyordu ve bu yüzden alay edilip merkezin kültüründen atılmalı, alaya alınmalıydı. Zaten 80 sonrası gelişen neo-liberal Türkiye’yle birlikte eskinin tüm alışkanlıkları, müziği, sineması ironi ve şehirli sinizmiyle küçümsenip alaya alınıyor, içleri iyi-kötü yanlarlarıyla toptan boşaltılıp etkisizliştirilerek geçmişteki tüm değerlerden utanç duyulması sağlanarak tarihin, sınıfların, ideolojilerin öldüğü postmodernist kendini iyi hisset, mutlu ol, seni mutsuz eden herşeyden kaçın anlayışı getiriliyordu. Böyle bi dünyada elbetteki Azer Bülbül’ü kötünün, pisliğin, çilenin, kaybetmenin yanında saf tutanlar dinleyecekti. O değişemedi, müziğini farklı arajmanlarla farklı sözlerle değiştirip yuppilerin dünyasında ehlileşmedi ve kabul görmedi. Oysaki pekala Müslüm Gürses gibi sisteme entegre olabilirdi, belki şans verilseydi olurdu da; fakat o bence hiç bi zaman Müslüm gibi yumuşak başlı, ehil, sorunsuz bi adam olamadı. Tıpkı müziği gibiydi bence yaşamı; hedefsiz, içindeki karanlık, kötücül duyguları nereye savuracağı belli olmayan, tahribatı çoğunlukla doğası gereği içre akıtan, delişmen bir serseri.
Arabesk müzikteki felsefi, sosyolojik tavır hep es geçiliyor nedense. Örneğin Ali Tekintüre’nin o çok klasikleşmiş eserlerine dikkatlice bakıldığında insanın kötücül yanlarına, çile çekmeye, kendine zarar vermeye ve aşağılanmanın zevklerine, hazlarına rastlayabilirsiniz. Şaşkınlık verecek düzeyde samimi ve gerçekçidir de sözler, edebi eserler kadar yalın ve yoğundur aynı zamanda. Fakat arabesk müzikteki bu yön hep es geçiliyor. Duygu sömürüsü yapan, samimiyetsiz sahte-yapay icracıları da var elbette, bunları dışarıda bırakıyorum, çünkü iyi bir dinleyici kimin ne olduğunu anlayabilir bence. Örneğin, rock müzikte de arabesk müziğin söz derinliğinden kendine pay çıkarmaya çalışan ve bunu çok hoyrat ve samimiyetsizce yapanları da oldu, baya da nemalandılar bu alandan; bakınız Seksendört. Belirttiğim olumsuzlukların dışında bence has denebilecek arabeskin özel bir duruşu var; bu müziğin hasının hiç bir zaman tam anlamıyla popüler olabileceğine, geniş kitleleri ardından sürükleyecek bi yanı olduğunu düşünmüyorum, o hep alttakilerin, ezilmişlerin, horlanmışların, platonik aşıkların, imkansız aşkların, sevilmeden sevenlerin, dışlanmışların müziği olacak; çünkü dünya kazananların, hırslılıların pohpohlandığı bir dünya yönünde hareket ediyor, eğer geleceği kazanmak istiyorsanız arabeskin hası buna zarar verecektir.
Aslında çok şey var söylenecek, ama şimdilik kısa tutalım. Azer Bülbül’ün bir otel odasında öldüğünü duyunca baya üzüldüm; Ian Curtis’in Control’da intihar sahnesine üzüldüğüm kadar. Hatta benim için bi rock yıldızının ölümünden daha fena bi olay oldu sanki…
Design by Simon Fletcher. Tumblr kaynaklı.
© Copyright 2010